Yapı M.Ö. 64 yılında, Roma İmparatorluğu döneminde Jüpiter’e adanan bir pagan tapınağı olarak inşa edilmiştir. 391 yılında ise Doğu Roma İmparatoru I. Theodosius döneminde kiliseye dönüştürülüp Aziz Yahya Kilisesi adını almıştır. Şam, 634 yılında İslam orduları tarafından alınınca Jüpiter mabedinin salonu Ebu Ubeyde bin Cerrah’ın gözetiminde camiye çevrilmişti. Emevi halifesi I. Velid’in emriyle bu yapı daha da büyütülerek şimdiki halini almıştır.
Abbasiler döneminde, Bağdat şehrinin önem kazanması ile Şam Emeviyye’de eski önemini kaybetti. Şehirdeki Emevi mirasları sistematik bir şekilde yok edilerek buranın İslamın güç ve zaferinin bir sembolü olduğu fikri öne çıkarıldı. 780 yılında Abbasi valisi El Fadıl bin Salih döneminde caminin doğusuna saatli kubbe inşa ettirildi.
Şam kenti, yüzyıllar boyunca kurulan devletler ve imparatorluklar için hep önemli bir şehir halini almıştı. Hatta Suriye değil oraya Dmaşk yani Şam denilmekteydi. Doğu Roma ya da Bizans egemenliği altında yüzyıllar boyunca ihya edilen Şam, Müslümanların fethetmesi ile farklı bir mimari ile tanışmış ve şehir gerek mimarisi gerek kültürel açıdan daha da ileri gitmeye başlamıştır. Bizans İmparatoru Heraklius, Yermük Savaşı’nda Halid bin Velid’e ordusunun kaybettiği haberini alınca İstanbul’a dönerken Suriye’ye doğru bakıp, bu şehir için şunları söylemişti: “Sozo Suria” yani Elveda Suriye demişti.
Farklı kültürlere ev sahipliği yapan Şam, son olarak Osmanlı İmparatorluğu’na ev sahipliği yapmıştı. Yüzyıllar boyunca barış içinde yaşanılan bu şehirde, 1.Dünya Savaşı’nın çıkması ve Osmanlı Devleti’nin bu savaşa girmesi ile Fransızların işgaline uğramış ve barış ortamı artık kendini bir karmaşaya bırakmıştı. Barış ortamında dostça yaşayan insanlar, bir anda kendilerini kavganın içinde bulmuştu. Şerif Hüseyin’in oğlu olan I. Faysal, bu topraklarda kral olmak istemişti fakat İngiliz ve Fransızlar aynı eskiden başkalarına yaptıkları gibi ona da aynı şekilde davranacaktı ve onu yarı yolda bırakacaklardı. Bavulu elinde bir evsiz gibi ortada kalmıştı. Şam ise Fransızların işgalinde 2.Dünya Savaşı’na kadar kendi bağımsızlığını kazanamamış bir şehir olarak kalacaktı.
İkinci Dünya Savaşı sonrasında her iki tarafında ağır kayıplar vermesi ile, Suriye yeniden kendi kaderine bırakılıp Fransızlar tarafından terk edilecekti. Şam şehri, özgürlüğüne kavuştuğunu düşünmüştü fakat ülke yine bir kaosa doğru sürükleniyordu. Yapılan askeri darbeler ve iç karmaşalar, şehri daha kötü bir yere doğru sürüklüyordu. Bir zamanların gözbebeği olan Şam, yine kaosun hakim olduğu bir şehir halini alıyordu. Şam, bulunduğu konum olarak Orta Doğu ülkelerine açılan bir kapı gibidir. Şam’ın hakimi olmak demek, Kudüs’ün de hakimiyetine çok yakın olmak demek. Bugün Türkiye, Suriye’de kurulan yeni hükümetin destekçisi olarak aslında Kudüs kapılarını aralamış bulunmakta. İsrail’in bir anda komşusu olacak ve daha da net bir şekilde sahada hakimiyet kuracak.
Şam ve Şam Emeviyye işte bu yüzden çok önemli. Şam’ın sahibi olan, bölgenin de en büyük söz sahibi olur. Uğruna nice canlar verilen Şam şehri, aslında tüm medeniyetlerin yıllarca kullandığı bir anahtar gibi. Geçtiğimiz günlerde MİT Başkanı İbrahim Kalın’ın, Şam Emeviyye Camii’nde namaz kılması da bu gücün bir göstergesi.
Aykut FİLİZ


