Yıl 1969, Kudüs
Mescid-i Aksa’ya yapılan baskınlar hep sürmekteydi. Yahudi milislerin yaptıkları baskınlar, tarihi ve kutsal şehirdeki kavgayı daha da büyütüyordu. Barışın ve adaletin yıllarca hüküm sürdüğü topraklarda adeta bir savaş havası hakimdi. Yahudi milisler, Müslümanların, Mescid-i Aksa’ya girişlerini engellemekteydi ve bölgede kendilerince Süleyman Mabedi’ni tekrar inşa etmek için yaptıkları kazılar sebebiyle kavga her an daha da büyüyordu.
İsrail’in 14 Mayıs 1948 yılında kurulması ile başlayan “Kara Gün” savaşları ile devam eden Arap-İsrail savaşları ile doğu-batı olarak bölünen Kudüs, 1967 yılında 6 gün savaşları ile tamamen İsrail’in işgaline uğramıştı. Şehrin kadim kenti de içinde bulunan doğu kısmı, Ürdün’ün hükmündeyken 7 Haziran 1967 günü İsrail’in işgaline uğramıştı. Mescid-i Aksa içinde yer alan İsrail askerleri görüntüsü tüm dünyadaki Müslümanları üzmüştü. 2 yıl boyunca bir tedirginlik içinde ilerleyen bu işgal yılları, 21 Ağustos 1969 sabahı, Mescid-i Aksa’nın hoparlöründen Müslümanlar ilk kez duydukları bir anons işitmişlerdi. Bu anonsun aslında büyük bir felaketin anonsu olduğunu çabuk bir şekilde anlamışlardı. Çevredeki o ses, insanları yardıma çağırıyordu ve kıble mescidinin minber tarafından dumanlar yükseliyordu. İlk şoku atlatanlar, mescide doğru akın ettiler. Yüzlerce insan bu yangını söndürmek için seferber oldular.
Yangına müdahale eden insanlar, tekbirlerle ellerinde kum dolu tenekelerle müdahale ediyordu. Gelmek isteyen insanları da İsrail polisinin engellemesi ile yangın istenilen süreden daha uzun bir sürede söndürülmüştü. Yangın tam olarak 5 saat sürmüştü ve kıble mescidinin minber kısmının üstündeki ahşap çatı yanmış ve çökmüş. En önemlisi ise Selahaddin Eyyubi’nin bizzat Kudüs’ün fethinde getirdiği ahşap minber yanarak kül olmuştu. Kudüs’ün sembolü olan bu minber maalesef yanmıştı. Olaylar sonrası bölgeye gelen İsrail başbakanı Golda Meir, olayların çıkma sebebinin Filistinli halkı İsraillilere karşı bir kışkırtma propagandası olduğu yalanını söylemişti. Filistinliler ise tam tersini söyleyerek, olayın aslında Süleyman Mabedi’ni inşa etmek için Yahudiler tarafından bilerek çıkartıldığını savunuyorlardı.
Alevler daha etrafı sarmadan önce, etraftaki polislerin dikkatini bir şahıs çekmişti. Failin araması bu eşgal üzerinden yürütüldü. 36 saat sonra eldeki bilgilere dayanarak bir şüpheli yakalandı ve bu şüpheli Avustralya vatandaşı olan Denis Michael Rohan’ın olduğu belli oldu. 4 aydır bir köyde yaşıyordu. İtirafında tanrıdan emir aldığını ve mesihin gelişini hızlandırmak için yaptığını söyledi. Daha önce de denediğini fakat başarılı olmadığını söyledi. Filistinler buna inanmadı ama İsraillileri tatmin etti. Ülkesine geri gönderildi ve Sydney’de bir klinikte ölene kadar kaldığı söylendi fakat 2009 da ölmediği ortaya çıktı.
Yangından 1 ay sonra 25 Eylül 1969 İslam İşbirliği Teşkilatı kuruldu. Müslümanlar bir araya gelmeyi başarmıştı. Teşkilatta, kıble mescidinin onarımı için oluşturulan fon sayesinde restorasyon işlemleri tamamlandı. Minberin aslına uygun şekilde yapılıp tekrar yerine koyulması ise Ürdün Kralı 2. Abdullah tarafından yaptırılarak 2007 yılında yerine koyuldu.
Baskınlar hala devam ediyor ve İsrail’in amacının hala mabedini inşa etmek olduğu çok açık şekilde belli.
Aykut FİLİZ
Fotoğraf: GZT – Mecra


