31 Temmuz günü İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın kazandığı seçimi kutlamak için giden İsmail Haniye, İran’da Devrim Muhafızları askerlerinin misafirhanesi olarak kullandıkları konutta odasına yapılan saldırı sonucu hayatını kaybetmişti. Hamas’ın liderinin suikaste uğraması bir anda Ortadoğu’da şok etkisi yarattı. Bir önceki gün Hizbullah’ın askeri kanadı komutanı Fuad Şükrü’nün Lübnan’da saldırıya uğrayarak hayatını kaybetmesi üzerine Haniye’nin de suikast ile öldürülmesi sinirleri daha da germişe görünüyor.
Haniye’ye yapılan suikastın ne şekilde gerçekleştirildiği konusunda birçok fikir bulunmakta fakat en çok üstünde durulan konu ise bir lazer güdümlü füze ile yapıldığı oldu. Saldırılar sonrasında İran Dini Lideri Ali Hamaney, topraklarında bir misafir lidere yapılan suikastın cevabının verileceğini ve bunun bir savaş sebebi olduğunu belirtti.
Saldırı sonrası Hizbullah’tan yüzlerce füze İsrail’e doğru atılmaya başladı. Bunun sonucunda İsrail’de Lübnan’daki Hizbullah’ın bulunduğu bölgelere saldırı gerçekleştirdi. Yapılan saldırıların bir süre sonra kara ordusu ile destekleneceği söyleniyor fakat Lübnan’ın güneyini Hizbullah koruduğu için ve Hizbullah’ın elinde güçlü silahların olduğu göze alınınca İsrail buna cesaret edemeyebilir.
İran, Haniye sonrası saldırı yeminleri etmesi pek inandırıcı gelmese bile eğer söylediklerini gerçekleştirirlerse Ortadoğu için kötü günlerin başlangıcı yakın demektir. Şu an İran’ın elinde, 1100 km uzaklıktaki noktayı net bir şekilde vurabilecek füzelerin olduğu düşünülünce savaş hiçte uzakta değil. İsrail ise yaptığı açıklamada, ABD ve çoğu Avrupa ülkesinin onların yanında olduğunu söyleyerek her saldırıya hazır olduklarını belirttiler. İran ise yapacağı saldırıları genellikle Hizbullah üzerinden yapıyor ve bu sefer kendisi müdahil olacak olursa Tel Aviv çok uzak bir coğrafya değil.
İran’da Devrim Muhafızlarından ve halktan artık tepkiler daha da yüksek sesle olmaya başladı. Ülkelerinde yapılan saldırılarda her seferinde savunma modunda olmaları tepki çeken bir durum haline gelmiş bulunmakta. İran’da yapılan suikastleri düşününce bu kadar beklemeleri bile onlar için kötü bir durum. Ülkelerinin başkentinde, nükleer çalışmalarda bulunan bir profesöre özellikle de İran’ın zırhlı araç tahsis ettiği ve yanına polis korumalar koyduğu profesörü Tahran’ın tam göbeğinde çapraz ateşe tuttular ve ellerini kollarını sallayarak İran’dan çıktılar. Bu da ne denli bir güvenlik zafiyeti olduğunu gösteriyor. İran artık bunların yaşanmaması için savunma modundan çıkmak istiyor. Halkta buna büyük tepkiler vermeye başlayınca ipler daha da kopmuşa benziyor.
İsrail’in Türkiye’yi de savaşa çekme çabasına ABD ve birçok ülke karşı çıkacağa benziyor çünkü İsrail’e bir şımarık çocuk gibi davranan ABD ve bazı Avrupa ülkeleri iş Türkiye’ye gelince İsrail’i uyarmaktan çekinmiyor. İsrail ise Türkiye’nin altyapısını bitirip işgale açık hale getirmek istiyor fakat ateşle oynadığının farkına varması çokta zaman almaz. Netanyahu, Türkiye’yi hafife alınacak bir ülke sanıyor fakat NATO’nun en güçlü ikinci ordusuna karşı kalkışacağı bir harekette bir anda ülkesinin perişan hale geleceğini ABD ve Avrupa ülkeleri onu uyararak anlatmaktan çekinmiyorlar.
İsrail şimdi güneyden Husiler, kuzeyden Hizbullah ve doğudan İran tehlikesi altına girdi. Husiler hiçbir şekilde durmayacak, kuzeyde Nasrallah ise büyük bir saldırı düşüncesinde ve İran’da onu doğudan destekleyen açıklamalar yapmakta. Nasrallah eğer İsrail’e bir saldırı düzenlerse İsrailli yetkililere göre ellerinde son derece gelişmiş 150 binden fazla füze olduğunu söylüyorlar. Nasrallah’ın elinde “katyuşa” dediğimiz yüzlerce füzeyi tek seferde atabilen bir sistem var ve bu sistem son derece gelişmiş hali. Eğer bir saldırı gerçekleştirirlerse İsrail’in Hayfa ve Tel Aviv gibi önemli şehirleri yerle bir olabilir. Bu da İsrail’in büyük bir sıkıntıya girmesi demek.
Burada en dikkat çeken iki ülke ise Mısır ve Ürdün. Bu kadar tepkiye rağmen Arap ülkeleri Haniye’nin ölümü sonrası İran’a olası bir İsrail saldırısı konusunda bir tepki veremezler fakat Mısır ve Ürdün aynı dine mensup aynı milletten olmalarına rağmen Arap ülkeleri ile aynı fikirde değil ve hava sahalarını kapatma düşüncesindeler. Bu da bize “6 Gün Savaşları” ve “Yom-Kippur Savaşı” zamanlarını hatırlatıyor.
Son olarak 1957 yılında ABD Başkanı Dwight Eisenhower’ın “Eisenhower Doktrini” isimli doktrininde, Ortadoğu için “atom ile gelen barış” fikrini söylemekte fayda var. Bu doktrine göre bölge ülkelerini caydıran şey İsrail’in bir atom bombasına ihtiyacı olmasıdır. ABD bu fikir ile saldırgan politikasını daha da göstermekte. Bakalım neler olacak, göreceğiz.
Aykut FİLİZ




