İran Devrim Muhafızları Ordusu, ABD’nin deniz ablukasının devam etmesi nedeniyle Hürmüz Boğazı’nı yeniden kapattıklarını duyurdu.
İran-ABD arasında tansiyon yeniden yükseldi. İran Devrim Muhafızları Ordusu Hatemul Enbiya Merkez Karargahı’ndan yapılan açıklamada, Hürmüz Boğazı’nın yeniden kapatıldığı bildirildi. Açıklamada, “Daha önceki müzakerelerde varılan anlaşmaların ardından İran, iyi niyetle sınırlı sayıda petrol tankerinin ve ticari geminin Hürmüz Boğazı’ndan kontrollü bir şekilde geçmesine izin vermeyi kabul etmişti. Ne yazık ki defalarca sözlerini tutmamalarıyla bilinen ABD’liler, sözde abluka bahanesiyle korsanlık ve hırsızlığa devam ediyor. Bu nedenle Hürmüz Boğazı’nın kontrolü eski haline döndürüldü ve bu stratejik boğaz, İran Silahlı Kuvvetlerinin sıkıyönetimi ve kontrolü altına alındı” ifadeleri kullanıldı.
ABD’nin İran limanlarına gelen ve limanlarından ayrılan gemilere yönelik ablukasına son vermediği sürece Hürmüz Boğazı’ndaki durumun sıkı bir şekilde kontrol altında tutulacağı ve kapalı kalacağı vurgulandı.
Ne olmuştu?
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi dün yaptığı açıklamada, Hürmüz Boğazı’nın ateşkesin kalan süresi boyunca tüm ticari gemilerin geçişi için açıldığını duyurmuştu. ABD Başkanı Trump ise Hürmüz’ün açılmasına rağmen ABD donanmasının, Tahran ile anlaşma yapılana kadar Basra Körfezi ve Umman Körfezi’ndeki İran limanlarına giren veya bu limanlardan çıkan tüm gemilere yönelik ablukasının devam edeceğini belirtmişti.
“İsrail kendi güvenliğinin değil, daha fazla toprağın peşinde”
İsrail’in uzun süredir kendi güvenliğini gerekçe göstererek uluslararası kamuoyunda bir algı oluşturduğunu belirten Fidan, son yıllarda bunun arkasında daha fazla toprak hedefinin bulunduğunun netleştiğini söyledi. Fidan, “İsrail, uluslararası alanda, kendi güvenliğinin peşinde olduğu yönünde bir yanılsama oluşturdu. Ancak özellikle son yıllarda çok daha net hale geldi ki, bu kavramın altında İsrail’in peşinde olduğu şey daha fazla topraktır. Gerçekte olan budur. İsrail kendi güvenliğinin peşinde değil; daha fazla toprağın peşinde. Güvenlik, Netanyahu hükümeti tarafından daha fazla toprağı işgal etmek için bir gerekçe olarak kullanılıyor” diye konuştu.
Bu sürecin Filistin topraklarından başladığını, Gazze, Batı Şeria ve Doğu Kudüs’ten Lübnan ve Suriye’ye uzanan bir yayılmacılık politikası izlendiğini belirten Fidan, “Bu, bölgede süregelen bir işgal ve yayılmacılık politikasıdır. Bence bunun durması gerekiyor” dedi.
İsrail’in ancak diğer ülkelerin güvenlik, egemenlik ve özgürlüklerine saygı göstermesi halinde bölgede kalıcı barış içinde yaşayabileceğini vurgulayan Fidan, “İsraillilerin daha fazla toprak elde etmeye dönük yayılmacı politikaları, bölgesel ölçekte çok büyük bir sorun oluşturuyor” ifadelerini kullandı.
“Avrupa Birliği, İsrail’i sınırlamak için daha fazlasını yapmalı”
İsrail’e verilen Batı desteğinin meseleyi daha da karmaşık hale getirdiğini belirten Fidan, özellikle Avrupa Birliği’nin son dönemde bazı adımlar atsa da bunun yeterli olmadığını söyledi. Fidan, “Avrupa’nın, Avrupa Birliği olarak ve kurumsal bir yapı olarak bir araya gelmesi, kendi gücünü gerçekten İsrail’in bölgesel ve küresel güvenliği istikrarsızlaştıran eylemlerini sınırlamak için kullanması gerekiyor. Şu anda Avrupa Birliği’nden görmediğimiz şey tam olarak budur” dedi.
Batı Şeria’daki bazı aşırı yerleşimcilerin yaptırım listesine alınmasını hatırlatan Fidan, buna rağmen İsrail’in işgal, saldırı ve insani hukuk ihlalleri karşısında daha güçlü adımlar gerektiğini söyledi. Fidan, “İsrail’in bölgede nasıl davranması gerektiğini gerçekten sağlamak için daha fazlasını yapmaları gerekiyor. Soykırım işlemeyi durdurmalı. Yerleri işgal etmeyi durdurmalı. Batı Şeria ve Gazze’de olduğu gibi başkasına ait toprakları çalmayı durdurmalı” ifadelerine yer verdi.
“Gazze Planı’nın ilk aşamasındaki insani yükümlülükler yerine getirilmedi”
Gazze’deki son duruma ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Fidan, geçen yıldan itibaren Türkiye’nin de aralarında bulunduğu bazı ülkelerin ABD ile birlikte Gazze Barış Planı’na öncülük ettiğini söyledi. Planın savaşın durdurulmasında etkili olduğunu belirten Fidan, “Geçen yıldan itibaren, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu bir dizi ülke, Amerika Birleşik Devletleri ile birlikte hareket ederek Gazze Barış Planı’na öncülük etti. Bu da Gazze’de savaşı durdurmayı mümkün kıldı. Özellikle o zamana kadar aktif bir soykırım söz konusuydu. Şimdi İsrailliler Gazze halkını hâlâ kasıtlı olarak öldürüyor, ancak en azından kitlesel öldürme düzeyi durdu” dedi.
Planın aşamalardan oluştuğunu kaydeden Fidan, şu anda Kahire’de devam eden görüşmelerde birinci aşamanın performansının değerlendirildiğini ve ikinci aşamaya geçiş zemininin ele alındığını ifade etti. Fidan, “Her iki taraf da farklı şeyler ileri sürüyor. Ancak genel olarak şunu söyleyebilirim: Özellikle anlaşmanın insani boyutu söz konusu olduğunda, İsrail’in birinci aşamayla ilgili yükümlülüklerini fiilen yerine getirdiğini görmedik” diye konuştu.
İlk aşamanın gerekleri arasında daha fazla insani yardım, tıbbi destek, barınak girişine izin verilmesi ve Filistin teknik komitesinin Gazze’de çalışmaya başlamasının yer aldığını söyleyen Fidan, “Daha fazla insani yardıma, daha fazla tıbbi yardıma ihtiyacımız var. Barınakların içeri sokulmasına izin verilmesi gerekiyor. Filistin teknik komitesinin Gazze’de kendi çalışmalarına başladığını görmemiz gerekiyor; ancak henüz başlamış değiller. Gazze’ye girişlerine izin verilmiyor. Bunlar birinci aşamanın gerekleridir” dedi.
Fidan, bu yükümlülüklerin yerine getirilmesinin ardından ikinci aşamaya geçilerek daha somut sonuçların görülebileceğini belirterek, “Ama şu anda insani durum, birinci aşama şartlarının gerektirdiği şekilde tam anlamıyla ele alınmıyor. Şu an bulunduğumuz nokta budur. Ve umarım Kahire’de devam eden görüşmeler, inşallah, olumlu bir sonuç verecektir” şeklinde konuştu.







