Menahem Begin’in Ekim 1980’de verdiği direktifin ardından, Aralık ayında IDF Hava Kuvvetleri “Opera Operasyonu” adını verdiği saldırının planınlarını tamamladı ve bir rapor ile Menahem Begin’e operasyona hazır olduklarını bildirdi. Saldırı için belirlenen tarih 10 Mayıs 1981 idi. Ancak saldırıya kısa bir süre kala Şimon Peres’in önerisi ile plan iptal edildi: Fransa’daki genel seçimlerin sonucu beklenecekti. Eğer yeni hükümet İsrail’in taleplerini dinleyecek olursa bu riskli saldırıya gerek kalmayabilirdi. Ancak seçim galibi François Mitterrand da bu konuda tavır değişikliği yapmayınca saldırı emri tekrar verildi. Bu sefer belirlenen tarih 7 Haziran 1981 Pazar’dı. Bu iki açıdan kritik bir tarihti. Birincisi, reaktör bu tarihten kısa bir süre sonra devreye girecekti, yani 7 Haziran son şanstı. İkincisi, tesislerdeki Fransız danışman ve mühendisler Pazar günü tatil yaptıkları dolayısıyla işbaşında olmayacakları için saldırıda hayatlarını kaybetmeleri riskinden kaçınılıyordu. İsrail’in bunun gibi hukuki boyutu son derece karmaşık bir saldırıda Fransa ile karşı karşıya gelmesi istenebilecek belki de en son şeydi.
Menahem Begin’in Ekim 1980’de verdiği direktifin ardından, Aralık ayında IDF Hava Kuvvetleri “Opera Operasyonu” adını verdiği saldırının planınlarını tamamladı ve bir rapor ile Menahem Begin’e operasyona hazır olduklarını bildirdi. Saldırı için belirlenen tarih 10 Mayıs 1981 idi. Ancak saldırıya kısa bir süre kala Şimon Peres’in önerisi ile plan iptal edildi: Fransa’daki genel seçimlerin sonucu beklenecekti. Eğer yeni hükümet İsrail’in taleplerini dinleyecek olursa bu riskli saldırıya gerek kalmayabilirdi. Ancak seçim galibi François Mitterrand da bu konuda tavır değişikliği yapmayınca saldırı emri tekrar verildi. Bu sefer belirlenen tarih 7 Haziran 1981 Pazar’dı. Bu iki açıdan kritik bir tarihti. Birincisi, reaktör bu tarihten kısa bir süre sonra devreye girecekti, yani 7 Haziran son şanstı. İkincisi, tesislerdeki Fransız danışman ve mühendisler Pazar günü tatil yaptıkları dolayısıyla işbaşında olmayacakları için saldırıda hayatlarını kaybetmeleri riskinden kaçınılıyordu. İsrail’in bunun gibi hukuki boyutu son derece karmaşık bir saldırıda Fransa ile karşı karşıya gelmesi istenebilecek belki de en son şeydi.
Saldırı paketinin rotası mümkün olduğunca radar örtüsünden kaçınacak ve köy, kasabaların oldukça uzağından geçecek şekilde ayarlanmıştı. Ancak yol üzerindeki Akabe yakınlarından geçerlerken çok ilginç bir tesadüf eseri, bir kişi bu uçakları tespit etti. Bu kişi Ürdün Kralı Hüseyin’di. O sırada tatil için Akabe’de bulunan Hüseyin Irak makamlarına haber vermek için girişimde bulundu, ancak iletişim sistemlerindeki aksaklık sebebiyle haberi veremedi. Bu sırada zaten grup yolu yarılamış bulunuyordu.
Plan bu aşamada uçakların aniden yükselmesi, ardından da yaklaşık 35 derecelik açıya pike yapmasını gerektiriyordu. Bu açı ile olabildiğince derine nüfuz edecek bombalar, zaman ayarlı tapalar ile mümkün olan en fazla hasarı yaratacaktı. Hesaplara göre saldırı pakedinin toplam 16 adet 1000 kg’lik Mk.84 bombasının yarısının isabeti, bile istenilen hasarı yaratmaya yetecekti. F-16’lar bomba bırakma bacağına geçince F-15’ler de tesis çevresinde daire çizmeye başladı. Yaklaşık 10’ar saniyelik aralarla bombalarını bırakan F-16’lar tam planlandığı gibi 1 dakika 20 saniye sonra geri dönüş yoluna girdiler. Bırakılan 16 bombanın 14’ü tesislere isabet etmiş, tüm ana yapı bacalar ve reaktörle birlikte tahrip olmuş, hiçbir Irak hava savunma sistemi reaksiyon gösteremediği için kayıp vermek bir yana isabet bile alınmamıştır.
Osirak saldırısı uluslar arası kamuoyunda büyük şok yarattı. İsrail, halihazırda başka bir ülke ile savaşta bulunan Irak’a herhangi bir uyarıda bulunmadan ya da ültimatom vermeden saldırmıştı. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi 487 Numaralı Kararı ile İsrail’i kınadı. Irak da bombalanan reaktörün tamamen barışçıl amaçlarla inşa edilmiş olduğunu ve yenisini üreteceğini açıkladı.
İsrail istihbaratının Menahem Begin’e sunmuş olduğu raporda, Irak’ın 1981 yılı itibariyle nükleer bir silah üretmesi için 5 ila 10 yıl arası bir süreye ihtiyaç duyduğu tahmin edilmekteydi. Ancak bu ülkenin saldırıdan önce nükleer silah başlığı elde etmeyi içeren çabalarının bulunup bulunmadığı halen tartışmalıdır. Bazı kaynaklar Irak’ın IAEA ile son derece sıkı işbirliği yapmış olduğunun altını çizmektedirler. Temmuz-1 tesisleri IAEA yetkilileri tarafından en son Ocak 1981’de teftiş edilmiş ve olumsuz herhangi bir durum rapor edilmemişti. Ancak İsrail Irak’ın yüksek miktarda başlık yapımında kullanılabilecek malzeme sağlamaya çalıştığını, buna karşılık BM Anlaşmasının 51. maddesine göre “kendini savunma hakkını” kullandığını belirtmiştir. İsrail’e yöneltilen eleştirilerin bir diğeri de, tesislerle ilgili istihbarat raporlarının alelacele ve sağlam kanıtlara dayanmadan hazırlanmış olduğu, İsrail’in “önleyici vuruş” (preemptive strike) bahanesiyle uluslar arası hukuku çiğnediği yönündedir. Buna ilaveten Irak’ın tersine İsrail, NPT anlaşmasını imzalamamış, Dimona Nükleer Tesisi’ni denetimlere açmamış, bu konuda BM ile işbirliği yapmamıştır (Buna ilaveten İsrail’in devlet politikası olarak nükleer silahlara sahip olduğunu ne kabul ne de inkar ettiğini hatırlatmak gerekir). İsrail’in saldırı için öne sürdüğü hukuki argüman; bu ülkenin 1949 yılından beri İsrail ile herhangi bir ateşkes anlaşması imzalamamış,dolayısıyla hukuki olarak zaten İsrail ile savaş halinde olduğu, buna ilaveten devlet politikası olarak İsrail’in “varolma hakkı”na saygı göstermediğidir. İsrail’e göre “Siyonist ülkeyi yoketmeyi hedefleyen” Irak’ın nükleer teknolojiye yatırım yapması doğrudan İsrail’in bekasına yönelmiş bir tehdittir ve ciddi bir potansiyele ulaşmadan bertaraf edilmesi, İsrail’in hakkıdır. Ayrıca saldırıyı savunan kesimin bir diğer argümanı da, Irak’ın 1981 yılında nükleer araştırma ve tesis bakımından henüz yeterince güçlü bir altyapı oluşturmamış olduğu, dolayısıyla bu aşamada yapılacak bir saldırının, Irak’ın ileride oluşturacağı tehdidin bertaraf edilmesinden çok daha kolay olacağıdır. Zira taktiksel açıdan bakıldığında, ülkenin çeşitli noktalarına yayılmış ve yeterli güvenlik önlemi alınmış nükleer tesislerin vurulmasındansa, programın beynini teşkil eden tek bir merkezin yok edilmesi çok daha etkin bir çözümdür.
Osirak’ın imhasından sonra Irak nükleer programını tekrar canlandırmak için çalışmalara başladı. Ancak İran ile devam eden ve gittikçe daha pahalıya mal olan savaş, bu çalışmaları önemli ölçüde yavaşlattı. Fransa ile yapılan görüşmeler sonucunda bu ülke “Proje 182” adı altında yeni bir reaktör inşasına yardım etmeyi kabul etti. Ancak 1984 yılında Fransa’nın projeden çekilmesi sonucu Irak yeni alternatifler aramaya başladı. 1985 yılında Kanada üretimi bir reaktör tasarımı üzerinde karar kılındı. Ancak savaşın maliyeti sebebiyle 1988’e kadar proje son derece yavaş ilerledi. Bazı kaynaklara göre 1990’da Kuveyt’in işgalinden sonra 1991 Nisan’ına kadar bomba yapabilecek kadar uranyuma sahip olmak hedeflenmişti.
17 Ocak 1991’de başlayan Çöl Fırtınası harekatı kapsamında Müttefik Kuvvetler tarafından Irak’ın Proje-182 kapsamında inşa edilen ve Temmuz-2 olarak adlandırılan nükleer tesislerine bir dizi saldırı düzenlenmiştir. 20 Ocak’ta toplam 56 adet F-16 savaş uçağı tarafından Mk serisi genel maksat bombalarla yapılan bir saldırı DIA (Defence Intelligence Agency – ABD Askeri İstihbarat Servisi) tarafından “son derece başarısız” olarak nitelendirilmiştir. 23 Ocak’ta başlayan ve toplam 48 adet F-117’nin katıldığı, 32 günlük bir süreci kapsayan bombardıman görevinde ise toplam 66 adet bomba kullanılmış, sonuçları tatmin edici bulunmamıştır. 5 Şubat’ta 17 F-111F’nin katıldığı saldırı sonucu tesislerin tamamen etkisiz hale getirilmiş olduğu rapor edilmiştir.
KAYNAK: siyahgribeyaz.com






