DOLAR 7,9701
EURO 9,4633
ALTIN 486,949
BIST 1190,63
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Bursa 27°C
Sisli

Bir kaplumbağa’nın kelebek dansı

18.08.2020
A+
A-

Bir kaplumbağa’nın kelebek dansı

 

Çoğumuza göre kaplumbağalar hantal, yavaş ve tembel yaratıklardır. Belki de onları öyle sanmamızın sebebi bizde öyle bir görüntü uyandırmalarındandır. Oysaki onlar için uzunca geçen bir ömrün tozlu yollarında ilerlerken hızlıca ilerlemenin hiç bir acelesi yoktur. Hem zaten acelecilik sadece insan için üretilen boş bir kavram ve beyhude bir çaba değil midir? İsterseniz bize neden öyle gözüktüklerinin cevabını bir de onlardan dinleyelim.

-Herhalde insan olmak biz zavallı kaplumbağaların hiç bir zaman anlayamayacağı bir meziyet olsa gerek. Nasıl olsa her halimize bizden daha fazla anlam yükleyerek sözüm ona yaşam alanlarımızı kurtaracaklar. Ama sanırım bunu anlamak bile öyle bir beceri ister ki değil biz kaplumbağalar, şu insanoğlunun dahi çoğunun henüz gösteremediği bir çaba olmalı. Şunu size temin edebilirim ki benim ne umarsızlığımdandır yavaşlığım ve ne de yavaşlığımın kaçınılmaz kaderidir bu talihsiz umarsızlığım. Ama insanlara şöyle bir bakıyorum da uzun yaşamlarının beyhude yavaşlığını rahat olmalarına bağlıyorlar. Eğer Tanrıdan hantal bir kaplumbağa değil de hızla uçan küçük bir kelebek olmayı dileme şansım olsaydı, buna değip değmediği konusunda pek emin olamazdım. İnsanların o kutsal babasını dahi küçük bir öpücük değil miydi ölümün o soğuk çarmıhıyla buluşturan.

Derken tesadüfen oradan geçen bir kelebek kaplumbağanın sözlerini duyar.

-Biri benden mi bahsetti; şu sessiz koruluğun serince esen gölgeliği içinde? Hislerim beni yanıltmıyorsa sanki birileri hayatımın ve şu güzelim baharında gördüğüm bunca güzelliklerin yaşanmaya değer olup olmadığını merak ediyormuş. Bunu bir kaplumbağa değil de bir salyangoz merak etseydi doğrusu daha az şaşırırdım. Sakin bir ruhun ağır yükleri altında geçen uzun bir ömrün bunun tereddüdünü yaşaması trajik değilse bile kesinlikle komik olmadığını söyleyebilirim.

-Amma da büyüttün sen, hem senin bu tuhaf, biçimsiz renklerini gören de dünyaya uçmak için değil de sessizce gezinen bir pandomim veya bir palyaço olmak için gelmiş sanır. yanlışmıyım yani? bir kere senin bunca hızına ve renkli hayatına rağmen ömrünün kısalığı seni düşündürmüyor mu hiç? senin bu hafifliğin yeryüzünün ağırlığınca akan üzüntü girdabında savrulmana sebep olmuyor mu? Nedendir bilmem güzel olan şey eğer bu kadar kısa ise bu güzel sandığımız şeyin nesi güzel.

-Benim bunca kısa ömrümde yaşadığım bu kadar çok serüven, torunlarımın torunlarına dahi anlatacak bir tablo gibi hatıralar bırakır yeryüzüne. Nesilden nesile bu tatlı hatıraların geçmesi bizim var oluş sebebimizin sadece çok küçük bir parçasıdır. Oysaki hakikat bundan çok daha büyüğüne bizi şahit kılmıştır.

-Gören de kelebekler bu bahar mevsiminin en özgür ve en nadide kuşları sanır. Kuşkusuz bir şahin dahi hem çok daha yükseğe uçar, hem o muhteşem yuvalarını dipsiz uçurumların el değmemiş kenarlarına kurar. Senin ki de iş mi yani. Rengarenk çiçeklerin açtığı bu aşk bahçelerinde bir kaç zaman gezinmiş diye hayatın en mutlusu olmuş sanki. Oysa bir ölünün dahi başucunda yüzlerce çelenk dolanır da ona bir faydası olmaz. Yani bu sıradan ve beyhude çabalar içinde sürdüğüm hayat güzel bir prenses gelip öpecek diye beni çirkin bir kurbağa mı yapsın? Bu kadar tuhaf mı yani her şey?

– Hayatımda senin kadar karamsar ve kötümserini görmedim. Sanki her yediği elmada bir kurt çıkmış gibi. Öyleyse daha açık bir ifadeyle söyleyeyim sana, yıllarımı sert bir kabuğun ağırlığı altında bir korkak gibi gizlenerek geçirmektense bu kısacık ömrümün son saniyelerini dahi dansederek geçirmeyi yeğlerim.

-kelebek dansıymış, sonu ölümle biten bir ağıt ne zamandan beri dans olmuş. Benim ömrümün uzunluğu biriktirdiğim yılların sarsılmayan tecrübelerinde saklı. Senin gibilerinin beni anlamasını beklemek de benim ayıbım olsun. Çiçekten aldığın aşkı ve muhabbeti ben zehirli bir ottan, acı bir maruldan bile alırım. Benim yüce uzletim senin gürültülü ve tantanalı şölenlerinden daha tatlı gelir ruhuma.

-Bir kere sen hiç uçtun mu ki benim kanatlarıma laf ediyorsun? Uçurtma olamıyorsam onu uçuran ip olurum, belki bir el gelir de gönlümü o uçurtmaya bağlar diye. Eğer gökyüzü senin yabancısı olduğun bir yer ise burda benim bir kabahatim mi var ki yaşanan bunca güzellikleri küçümser bir edayla yerle yeksan edersin. Seni anlamaya mecalim olsa bile ömrüm buna yetmeyebilir. Ama bari ömrümün yettiği yerde mecalimi sorgulama benim.

-Siz kelebekler şiir gibi konuşur ama arı gibi sokarsınız, sonrada gelir bizden anlayış ve sevgi beklersiniz. Ama söyleyeyim size benim geçer akçem tatlı sözlere değil acı gerçekleredir. Hadi seni anladığımı sanabilirim ama yanılmadığımın garantisini bana kim verecek. Bu gökyüzü krallığının vaz geçilmez soytarısı olan insanoğlu bile anlam kargaşasında bu kadar cahilken lütfen beni başka yolculuklara çıkarma…

-Evet insan oğlu bu latif yolculuğumuzun önemli bir parçası değildir elbet. En azından yaptıkları bunun göstergesidir. Ama bu anlaşmazlığımızı da o değilse kim çözecek.

-Aslında anlaşmadığımızı söylemek için henüz çok erken ama siz kelebeklere de sonucu beklemek için doğrusu çok geç. Eğer birbirimizi anlamak için bu yola beraber girdiysek, bu yolun sonunun da yolun kendisi kadar önemi var mı acaba? İç içe geçen bu hal, yolda olmanın da güzelliğini ortaya çıkarmıyor mu? Tıpkı geçtiğimiz her yerde gördüklerimizin bu meşakkatli yolu daha anlamlı kıldığı gibi. Kelebek olmak eğer yolda olmak ise sanırım kısa yaşamın sırrı gerçek bir tatminden, o anın ruhumuza verdiği o tarifsiz huzurdan geçer.

-Bak bunu doğru söyledin. Biz kelebekler kısa yaşamın mutlu sırrını daha çok gezmekte değil de daha çok aşkta bulduk. Eğer bir tek anım dahi o hakiki şerbetin aşkına boyandı ise uzunca geçen tatlı bir ömür bile sadece teferruattır.

-Aslında benim bu ihtiyar omuzlarıma binen ağırlığın yükü yüreğimi de yorgun kılıyor. Böylesi uzun ve meşakkatli geçen bir yaşamın sonunda beni daha da sakin kılacak bir kıyıya, bir koruluğa ulaştım mı? Evet, dans etmek ve renkli bir hayatın yıldızlı semasında hafifçe esen rüzgârların kanatlarına binmek benim gibiler için bile muhteşem bir serüven olurdu. Ama ya sonrası, ya sonrasında ne olacaktı. Merak duygumu uyandıran bunca heyecan nereye gidecekti beni böylece terk edip.

-Şimdi sen bırak bu filozofça lafları, bence senin bunca uzun yaşamından bana anlatacak çok şeyin olmalı. Aslında ömrüm seni uzunca dinlemeye yetmeyecek olsa da dinlemekle geçecek bir ömrü kendi hesabıma bir zenginlik sayarım.

-Halimi arz etsem, halsizliğim beni gözyaşına boğar. Toprak yüreğimin gömüldüğü bir mezarlıktan başka ne ola ki. Ama işte o gül bahçesi ki benim tüm kahrımı bir çırpıda yere seriyor.

– Eğer kelebek olsaydın belki de uzun yaşamanın sırrını merak ederdin. Ama şimdilik tutmuş uzun yaşamanın yorgunluğundan gem vuruyorsun.

-Hayır, hayır, benim de seninki gibi rengârenk ve hafif kanatlarım olsaydı, tüm ağırlıklarımdan kurtulur, varoluş sessizliğimin dayanılmaz hafifliğini yazardım.

-Amma da abarttın, oysaki tüy de hafif, toz da ve hem gökkuşağı kadar pamuk şekeri de hafif. Öyleyse sen hangi rengin hangi hafifliğinden bahsediyorsun ey uslanmaz ve aksi ihtiyar.

-İhtiyar olduğum ortada, ama bunak olduğum konusunda biraz ihtiyatlı davranmanı senden istirham ederim. Fakat görünen o ki sebepsiz meşakkatler gerçek bir savaşın, bir karmaşa heyulasının henüz başlamadığının açık seçik bir ifadesidir. Öyleyse buyur bitecek bir ömrün bitmeyen hayallerine umutla ve dost olarak dalalım…

 

Bursa’ya Dair Her Şey / İrfan UĞUR

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.